Editörün Seçtikleri Televizyon

2016’nın En İyi ’10’ LGBT Karakteri

GMag
Yazar: GMag

Little/Chiron/Black – Moonlight

source

Yalnızlık ve özlem, kimlik arayışı ve terk edilme, Amerika ve şekillendirdikleri üzerine derin bir film olan Barry Jenkin’in Moonlight filmi, görkemli bir duyguyla usulca dolup taşıyor.

Harika ve nispeten deneyimsiz üç aktör, filmin üç sahnesinde ana karakteri, ana karakterin ayrı ayrı vücut bulduğunu, canlandırıyorlar. Little rolünde Alex Hibbert, Chiron rolünde Ashton Sanders ve Black rolünde Trevante Rhodes. Acı verecek kadar utangaç ve sessiz bir çocuk, adama dönüşüyor, her bir aktör Chiron’un gözlerindeki acı dolu havuzu izleyiciye aktarıyor.

“Top” ne demek diye soran Little’dan, zorbalığa maruz kalan ve ölümüne dövülen Chiron’a, katılaşmış duygularından ve geçmişinden uzaklaşmış, sadece kalbine dokunmayı başarmış tek bir kişinin telefonu ile kendine gelen uyuşturucu satıcısı Black’e, kesinlikle baş döndürücü bir yolculuk ve baş döndürücü bir film.

2016, siyahi bireyler, siyahi erkekler ve Kuir insanlar, gerçekten genel olarak insanlar için, çok zor bir yıl oldu, ama aynı zamanda Amerika’daki siyahilere olan bakış açısına meydan okuyan ve onu yeniden şekillendiren, çok şaşırtıcı şekilde Amerika’daki siyahlar tarafından yaratılan, göze çarpıcı sanat ve kültürün yılı da oldu.

Miko – What Belongs to You

miko2

Giovanni’nin Odası, Çiçeklerin Meryem Anası, City of Night ve Dancer from the Dance gibi başyapıtlarda bulunan gay karakterler, favori edebi kriterlerden. Garth Greenwell’in çıkış romanı olan What Belongs to You da, en son çıkan, fevkalade bir örneği.

Bulgaristan, Sofia’da, Amerika’lı bir öğretmen umuma açık bir tuvalette, sarhoş edici ve sık sık sarhoş olan, daha sonra onunla karşılıklı fayda ve suistimale, takıntı ve aitliğe dayalı fırtınalı bir ilişkiye başladığı dolandırıcı Miko ile tanışıyor. Greenwell, Miko’yu ilkel bir cinsellik ve çocuksu bir saflığın karışımı olarak somutlaştırıyor, doğu Avrupa erkeklerinin (veya Bel Ami pornosunun) hayranlarına tanıdık gelecek.

Ama en yürek burkan şey ilişkinin gelip geçiciliği, anlatıcının dizginlenemez şehvet ve yalnızlığı ile şiddetlenen, Miko’nun yaralı kırılganlığıyla ve onun geleceği olmayan kasabadan ve hayattan kaçmak için duyduğu güçlü istekle imkansız hale gelen. Bu yürek burkuyor ama aynı zamanda What Belongs to You müthiş bir roman ve Miko’yu unutulmaz bir kahraman yapıyor.

Titus – The Unbreakable Kimmy Schmidt

source_0

Eğer Meryl Streep siyahi bir gay erkek olsaydı, kesinlikle Tituss Burgess olurdu.  Anlaşıldığı üzere sonsuz bir yetenek ve cazibesi olan usta bir oyuncu, Burgess’in Kimmy Schmidt’in bu sezonunda yalnız “Kimono You Didn’t”daki Burgess’i, akıcı bir şekilde Japonca konuşurken gördüğümüz, kültürel benimseme üzerine komik ve şaşırtıcı şekilde dokunaklı bir yorum başarısıyla bile, tüm ödülleri alacağına eminiz.

Sonrasında yeni erkek arkadaşı Mikey’in İtalyan/ürkütücü kukla ailesi önünde efsanevi bir “açığa çıkış”  monoloğu, uzun yıllar önce boşandığı karısıyla olan dans numarası, arada sırada kendini gösteren geçmiş hayatından karakterler var. Demek istediğimiz, Titus Andromedon’un bu sezonda dikkatleri üzerine çektiği kaç sahne olduğunu, veya ilham verdiği capslerin ve GIF’lerin sayısını, veya konu dışı olsa bile komik olan alıntılarını saymaya kalksak tüm günümüz burada geçer.

Andromedon’ı dramasız heceleyemezsiniz. Au revoir, les Felicias. #RespectMyJourney (#YolculuğumaSaygıDuy)

Kelly ve Yorkie – Black Mirror

source_1

Televizyondaki az sayıdaki Kuir kadınların baştan savma ölümlerinin olduğu bir senede, Orange Is The New Black’te Poussey, The Walking Dead’te Denise ve The 100’da Lexa hepsi öldü. Oldukça güzel, zengin ve karmaşık bir aşk hikayesi aslında iki Kuir kadın karakter arasında yaşandı.

Black Mirror’un “San Junipero” bölümü, internette medcezir dalgası gibi bir etki uyandırdı.

Üçüncü sezonun dördüncü bölümü, “San Junipero” sizi daha çok büyük duygusal bir durumda bırakacak, acayip ve duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Mackenzie Davis gizlilikte mükemmellik örneği sergiliyor, utangaç Yorkie ve Gugu Mbatha-Raw’ın büyük bir yıldız olması gerekiyor. O her zaman fevkalade (kanıt için Belle ve Beyond the Lights’a bakın) ve bir şeyden, ya da birinden kaçan biseksüel parti kızı olarak en iyi performansını sergiliyor.

Her şeyde Kate McKinnon

ezgif-com-6e80baa5b4

Kate Mckinnon bu yılı resmen ele geçirdi. Saturday Night Live’da Hillary Clinton’a bağlılığını söylemesi (etkisi hem zekice, hem de adildi), geçtiğimiz Eylül,En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aldığı Emmy Ödülü, ve film yıldızı olmasına ramak kalması ile, rüzgar gibi geçti.

Hatta yakın tarihin en çok lüzumsuzca alay edilen filmlerinden birinde oynarken, Hayalet Avcıları’ndaki muğlak gay dönüşü neredeyse tüm dünya tarafından olarak övüldü. Sonrasında Difficult People’ın bu sezonunda hafif erkeksi ağırbaşlı sihirbaz Abra Cadouglas olarak yer aldı.

Ve Saturday Night Live’nın en değerli konuğu olarak, McKinnon Kuir karakterlere komik bir şekilde hayat verdi, mesela lezbiyen kedi kadın Barbara Dedrew (Hayalet Avcıları’ndaki rol arkadaşları Melissa McCarthy ve Kristen Wiig ile) ve Dykes and Fats’teki Cagney ve Lacey’den sonra (veya 1990’dan sonra doğanlar için Rizzoli ve Isles) en iyi kadın suçla mücadele ikilisi gibi.

Maura – Tranparent

source_2

Jeffrey Tambor, Maura’nın cinsiyet değiştirme ameliyatı olabilme düşüncesiyle, daha feminen bir dış görünüş sunmayı keşfettiği Transparent’ın bu sezonunda televizyondaki en iyi oyunculuklardan birini yapmaya devam ediyor.

Maura’nın şık tarafını benimsemesini seviyorken, akşam yemeğine yeni saç kesimi ve muhteşem yanıyla beraber geldiğinde yılımızı yıl etti. Üçüncü sezonun birinci bölümünde intihara meyilli genç bir trans kadına yardım etme girişiminde olduğu gibi, konfor bölgesinden çıktığını gördük.

Maura’nın kendi yolunu çizmesini izlemek her zaman heyecan verici, hatta daha fazlası, karşılaştığı sınırların ayrıcalıklarla dolu dünyasında yer bulması, daha az şanslı diğerlerinin trans deneyimlerinden izole oluşu gibi. Maura aynı zamanda kendi vücudunun limitleriyle, gerçek kişiliğini temsil etme yeteneğiyle yüzleşiyor. Ameliyat olamasa da, yeni kıyafetlerini, yeni vücudunu ve yeni hayatını gözler önüne seriyor.

Patrick, Dom ve Agustin – Looking: The Movie

source_3

 

Grubun uzun süredir Carrie’si olan, Patrick,  duygusallıktan yoksun, esnek olmayan, en kötüsü gereken olgunluğu yaptı ve bunu yapması için San Francisco’yu terk etmesi gerekti. Kapanış yapmak her zaman sadece filmlerde ve televizyonda olduğuna inandığımız bir şey oldu. Gerçek hayatta bunu bulmak zordur, bu yüzden kurgusal karakterler yaptığında onlar için mutlu olursun. Patrick, Kevin ile olan ilişkisine kapanış yaptı ve Richie’yi gerçekten bir şans daha vermeye ikna edebildi.

Agustion, ilk bölümden filme, ciddi bir karmaşadan gerçek yetişkinliğe adım attı ve bunda Eddie ile olan ilişkisinin payı büyüktü. Bu yüzden evlenmeleri iyi hissettirdi ve Agustin’in her şeyi mahvettiği gibi bu da mahvedeceğini düşünmesi iyi hissettirdi. Ama onlar denediği sürece, kime ne? Bu arada baba Dom, önceki erkek çocuk, mutlu, yalnız ve başarılıydı. Böyle bir türün olabileceğini kim bilebilirdi?

Her karakter mutluluğu bulmak için kendi yollarını çizdi ama bekledikleri gibi olmasa da sonunda buldular. Onlardan önce bilinmeyen, onlardan sonra hafife alınan gay erkeklerin kayıp bir jenerasyonunu anlatmaya çalışan bir diziye göre, beklediğimiz bu değildi. Romantikleşmeyi genelde reddeden bir şova göre oldukça romantik bir sondu.

Billy – Difficult People

source_4

Billy Epstein hepimizin içindeki sert, sinirli kraliçe ve iyi ki onu dışarı vuruyor. Televizyonda sinirli bir gay erkek görmek oldukça canlandırıcı, özellikle de siniri komik boyutlara ulaşan birini.

Billy diğer gay erkeklerden nefret eden bir gay, yine de tüm sözlerine rağmen sıklıkla, özellikle bu sezon şaşırtıcı derecede bir hassaslık ve ne kadar karmaşık veya ona bir şeyler hissettirecek olursa olsun, aşkı bulma isteği gösteriyor.

Onun siniri sadece dünyaya karşı olan zırhı, bizce gay, düzcinsel hepimiz kendimizden bir şeyler bulabiliriz.

Barb – Stranger Things

source_6

Bu arada herkes bu yaz Stranger Things’in ilk sezonunun tüm bölümlerini birbiri ardına izledi. Ona şüphe yok, ve harika performansı ile Barbara Holland bir Kuir ikonu oldu.

Hiçbir zaman Kuir olarak tanımlanmasa da, kod ortadaydı, kesinlikle dışlanmış, belli belirsiz bir şekilde androjen, muhtemelen aseksüel. Ama bu mükemmel lezbiyen görüntüsü, kötü anne, kütüphaneci gözlükleri ve seksenler bluzu ile  ve en yakın arkadaşı Nancy ile olan yakın ilişkisi, hatta adının kısaltması, (Barb temelde “80’ler lezbiyeni”nin sembolü.)

Barb’ın göze çarpan ölümü arkasında yaslı hayranlar bıraktı, yine de bazıları Upside-Down’dan (dizide geçen paralel evrenden) geri döneceğine dair umutlu. Ama hangi formda?

Kenny – The Real O’Neals

source_5

Özellikle gay bir çocuğun açığa çıkmasına odaklanan  dizi, sadece her şeyin mümkün olduğu zamanda, iyi ya da kötü 2016’da mümkün olabilirdi. Daha önce gay çocukların olduğu sit-com’larımız olmuştu ama hiç biri tamamen gay bir çocuğa odaklanmıyordu.

Yıldız Noah Galvin ciddi komedi becerileri kazandı, bu çocuk en iyilerle dalavere yapabilir, yani onun dindar Katolik annesini oynayan, ulusal hazinemiz Martha Plimpton’la. Kenny rolünü ‘Peter Pan olarak Sandy Duncan’ gibi oynuyor.

Ama bu beceriler lanetli olabilir, bu yılın başlarında Colton Haynes’in kendini açıklamasını ve Hollywood’un gay aktörlere olan ikiyüzlülüğünü eleştirdiğinde, Galvin kendisini toplumsal bir fırtınanın içinde buldu.

Bu yüzden belki her şey 2016’da mümkün olmayabilir. Hollywood’a homofobik olduğunu ve zamanın gerisinde olduğunu söylemek hala bir tabu. Yine de, bu da bir şeydir. Bu yılda, tüm bunlara ihtiyacımız olduğu anda, bu LGBT karakterler en iyilerden, en başarılardan, en karmaşık, ilginç, eğlenceli, komik ve seksi olanlardan bazılarıydı. Öyleyse…

#YolculuğumaSaygıDuy

 

OK_Jel_AnaBanner

Yorum Yaz