Editörün Seçtikleri Kitap

Film Adaptasyonu Olması Gereken Muhteşem 12 LGBT Kitap

GMag
Yazar: GMag

Call Me by Your Name’in müthiş başarısından sonra anlaşıldı ki kuir edebiyatın hayranları, gişe başarıları elde edilmesine katkıda bulunacak. LGBT izleyiciler Hollywood’un dikkatini çektiğine göre, biz de film olmak için resmen yalvaran 12 LGBT kitabı bir araya getirdik.

The Amazing Adventures of Cavalier & Clay

Micheal Chabon’un Pulitzer ödüllü kitabı, çizgiromanların altın çağında endüstriyi kasıp kavuran iki kuzenin hayatını konu alıyor. Hikaye, nazilerden kaçış ve Hollywood aşklarıyla dolu. LGBT izleyicilerin en çok ilgisini çekecek karakterse Sammy Clay mahlasıyla çizgiromanlar yazan Sam Klayman. Sam, erkek bir radyo yıldızı Tracy Bacon’ın peşinden California’ya gidiyor ama bir FBI baskını sırasında kolluk kuvvetlerinin cinsel saldırısına uğruyor. II. Dünya Savaşı öncesi Amerika’sında eşcinsel erkeklerin hayatına ışık tutması kitabın en önemli özelliği.

Ash

Malindo Lo’nun 2009’da çıkan romanı Külkedisi hikayesine lezbiyen bir bakış açısı. Kitap, babası öldükten sonra zalim üvey annesinin pençesine düşen Ash’in hikayesini konu alıyor ama Ash, beyaz atlı bir prense aşık olmaktansa dişi avcı Kaisa’ya aşık oluyor. Kısa süre sonra yırtıcı peri babası Sidhean ve kalbinin sahibi güçlü kadın figürü arasında kalan Ash, modern zamanların romeosu.

Are You My Mother?

Alison Bechdel’in yazdığı canlı anı yazısı, sanatçının kendi ebeveynleriyle ilişkisini keşfediyor. Feminist süperstar, gizli bir eşcinselle evli olan aktris annesinin, kendi ilişkileri ve dünya görüşü üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu gösteriyor. Diğer kurgusal ve kurgusal olmayan eserler arasından detaylarıyla sıyrılan otobiyografi, bir film olmayı kesinlikle hak ediyor.

The Beebo Brinker Chronicles

1957 ve 1962 arasında Ann Bannon tarafından yayınlanan sansasyonel roman serisi, Beebo Brinker karakteriyle modren kaslı lezbiyen anlayışını yarattı. Deney yapan yurt kızlarından, aldatan ev kadınlarına kadar birçok senaryoyu gösteren kitap, lezbiyenlere mutlu sonları ve kadınların kadınlarla kavuşabileceğini gösterdi. Hikayeler sahnelerde oynandı ama yetişkinlere özel materyaller sinemayı hak ediyor.

A Boy’s Own Story

Edmund White’ın yazdığı, eşcinsel olduğunu açıklama tecrübesini konu alan yarı-otobiyografik üçlemenin ilki Great Lakes bölgesinde yaşayan eşcinsel bir erkeğin gerçekliğini konu alıyor. Anlatıcının ağzından okuduğumuz kitapta baş karakter ve daha genç, duygusal olarak bağımsız sevgilisi Kevin’i takip ediyoruz. Üçlemenin diğer kitaplarında anlatıcının yetişkinliğe ve 90’lara nasıl ulaştığını görüyoruz.

City of Night

John Rechy’nin 1960’ların kentsel yeraltında geçen romanı, ismi verilmeyen bir çapkının New York, Los Angeles ve San Francisco’da bir dizi yaşlı erkek, drag queen ve sado-mazoşistle birlikte oluşunu konu alıyor. Derinden etkileyen hikaye, ana akım Amerika’dan genellikle saklanılan transların ve kuirlerin hayatını gözler önüne seriyor.

The City and The Pillar

Gore Vidal’ın 1948 tarihli baş yapıtı, en çok II. Dünya Savaşı sonrasında geçen ve ölmeyen bir eşcinsel erkeğin hikayesini konu almasıyla tanınıyor. Ancak hikaye de oldukça ilgi çekici. Tenisçi Jim Willard başlardaki atlet sevgilisinden sonra, değişik eşcinsel camialarını geziyor ve birçok erkekle birlikte oluyor. Yarı Brokeback yarı Mr. Ripley olan hikayesi ve Vidal’ın revizyonlarıyla roman, film yapımcılarına Willard’ın ruh dünyasına ne kadar dalmak istediklerine bağlı olarak çeşitli alternatifler de sunuyor.

Crybaby Butch

Judith Frank’ın 2004’te çıkardığı ve ilk romanı olan kitap, farklı nesillerdeki lezbiyenlerin kimi zaman çakışan tavırları yüzünden kötü bir şöhret kazanmıştı. Birçok farklı karakter üzerinden Frank, kadınsı ve erkeksi, siyah ve beyaz, zengin ve fakir gibi kimlikleri keşfederek, farklı arka planlardan gelenlerin oluşturduğu zengin dokuya sahip bir camiayı gözler önüne seriyor.

The Cosmopolitans

Aşınmış yollardan geçen ve büyük şehirde sosyal bir sığınak arayan baş karakterleri takip ettiğimiz Sarah Schulman’ın 2016’da çıkan romanı, 50’lerin Greenwich’inde geçiyor. Cousin Bette’den ilham alan ama kasıtlı olarak doğrucu feminist bir hava veren Schulman, Bette’in memleket sorunlarını, yakın arkadaşı siyahi eşcinsel Earl’le birlikte büyük şehre de taşıyışını anlatıyor.

Dancer from the Dance

Andrew Holleran’ın 1978’de yazdığı roman, avukat Anthony Malone’un sözde istikrarlı ve gizli kapaklı hayatını bırakıp New York’un eşcinsel hayatına balıklama dalışını konu alıyor.

Faggots

Aktivist Larry Kramer’da 1978’de New York’un darmaduman AIDS-öncesi eşcinsel hayatını konu alan bir roman yayınlamıştı. Kramer’ın açıkça kendi yerine koyduğu Fred Lamish’in gözlerinden kokain ve qualude kültürüne alaycı bir bakış görüyoruz.

The Front Runner

 

Yorum Yaz