Röportajlar Türkiye

Kaos GL Derneği’nden Hakan, Uluslararası LGBTİ Gençlik Örgütü IGLYO’nun Yönetim Kurulu Üyesi Seçildi

GMag
Yazar: GMag

IGLYO’da bir Kaos GL’li: IGLYO’da olmak neden önemli?

Kaos GL Derneği’nden Hakan, IGLYO’nun (International Lesbian, Gay, Bisexual, Transgender and Queer Youth and Student Organisation) son yıllık konferansında yönetim kurulu üyesi seçildi. 2017-2018 dönemi için yönetimde yer alacak olan Hakan ile seçimi ve IGLYO ile aktif iletişimin neden önemli olduğunu konuştuk.

Öncelikle tebrikler Hakan! Ben bir genç olarak Kaos GL’nin uluslararası LGBTİ gençlik örgütü olan IGLYO’da aktif katılımını çok önemsiyorum. Ve merak ediyorum aslında, IGLYO ile iletişim nasıl başladı?

Kaos GL’nin IGLYO ile tanışması 2009’a dayanıyor. Kaos’un gençlik grubu Kaos Genç zamanında iletişim başlıyor ve Kaos GL IGLYO üyesi oluyor. Bir dönem ilişkiler zayıflıyor: 2011 yılında IGLYO yıllık konferansını Tel Aviv’de yapmak istiyor. Bunun üzerine Filistinli üç LGBTİ örgütü (AIQaws, Aswat ve PQBDS) toplantının İsrail’de yapılması kararını çıkartan yönetim kurulunu boykot ediyor. Kaos GL de, Filistinli örgütlere destek vererek yönetim kurulundan bu boykota kayıtsız kalmaması için açık mektup yayınlıyor. O dönem IGLYO toplantı yerinin oylanarak seçileceğini ilan ediyor. Kaos GL ve Pembe Hayat bu meselenin demokrasiye bırakılamayacak olduğunu ilan ediyorlar yeniden. Nitekim toplantı İsrail’de yapılmıyor ama mevcut tavırdan ötürü ilişkiler zayıflamaya başlıyor.

Ben ilk olarak 2014’ün sonunda gittim IGLYO toplantısına. Ve yönetim kuruluna da girebiliriz diye düşündüm. Daha önce hiç Türkiye’den YK üyesi olmamış. Ermenistan’dan bir üye vardı, şu an bir de Sırbistan. IGLYO’nun yönetiminin coğrafi olarak da çeşitlenmesi gerektiğini düşündüm. IGLYO’nun tüzüğünde de var zaten, hem eşit cinsiyet kimliği dağılımı hem coğrafi… 1 senedir bunu düşünüyordum. Bu sene başvurdum ve oldu.

Sence IGLYO’nun dünya bazında nasıl bir önemi var?

IGLYO, Hollanda’daki LGBTİ örgütlerinin uluslararası bazda etki göstermesi için 1984 yılında kuruldu. Bir çatı örgüt yani. Ve şu an IGLYO’nun dünyada doksanın üzerinde üye örgütü var. Türkiye’den 3 örgüt üye. Çok geniş çaplı bir bireysel üye sayısına tekabül ediyor yani. Bu da IGLYO’nun savunuculuk faaliyetlerinde, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler bazında söz söyleyebilmesi için çok büyük bir güç demek. Bizim tek başımıza Kaos GL olarak ulaşmakta zorlanabileceğimiz yerlere çatı örgüt olarak IGLYO üzerinden ulaşabiliyoruz.

Bunun dışında IGLYO bi network olduğu için dünya örgütleriyle sürekli iletişim hâlinde oluyoruz. Örneğin, ben bir toplantıya gittiğimde çok farklı ülkelerden yetmiş tane aktivistle tanışabiliyorum. Şu an OHAL var, Türkiye’de eylemlilik zorlu hale geliyor ama uluslararası bazda eylemlerimiz için IGLYO büyük bir alan sağlıyor.

Evet, dünya bazında LGBTİ hareketine devinim kazandırıyor çatı örgüt olarak aslında. Şu an senin de söylediğin gibi Türkiye’de OHAL var ve burada bir şey yapmak zorlu hale geliyor. Peki, IGLYO’nun Türkiye’deki LGBTİ örgütlerine bu noktada nasıl katkısı olabilir?

IGLYO Temmuz ayında bölgesel bir toplantı yaptı. Ermenistan, Rusya, Azerbaycan gibi IGLYO üyesi örgütler katıldı bizimle birlikte. Bölgenin gerçekliğinden kopmak istemiyorlar ve sorunlar nelerse onlar üzerine yoğunlaşmak istiyorlar. Ve kapasite geliştirme çalışmalarına çok önem gösteriyorlar. Bu da aslında Türkiye’deki örgütlerin de ihtiyacı olan çalışma. Öte yandan bölgesel raporlamalar için çok önemli yine. Biz Balkanlarda faaliyet gösteren Batı Balkanlar ve Türkiye örgütü ERA ile de birlikte de bölgesel rapor çalışıyoruz. Bölgenin gerçekliğinden uzaklaşmamakla birlikte somut bir rapor üzerinden planlama yapabiliyoruz.

Şu an IGLYO Avrupa’daki eğitim sistemi üzerine bir çalışma yürütüyor mesela. Avrupa’daki eğitim sisteminin sosyal içericiliğinin araştırıldığı bir çalışma bu. Biz de Kaos GL Eğitim Çalışma Grubu olarak çalışmaya katılarak neler eksik neler fazla göreceğiz. Ona göre bir çalışma planı yapacağız.

Uluslararası çatı örgütlere katıldıkça aslında can sıkıcı yorumlar da geliyor bir yandan. “Dışarıdan yönetilme” ya da başka ülkelerin gerçekliğini taşıyan çalışmaları Türkiye’ye “uydurmaya çalışma” gibi. Bu tip yorumlara karşı nasıl bir söylem geliştirmeli?

Ben şöyle bir söylem geliştiriyorum aslında: Orada yönetim kurulu seçimlerinde de Türkiye’deki olağanüstü hâlden, artan şiddet vakalarından söz ettim. Diğer ülkeler de öyle, sorunlarını anlatıyor. Sonra bakıyorsunuz toplantılar sadece negatif durumların paylaşıldığı toplantılara dönüşmüş. Ama ben bazı konularda şunu söyleyebiliyorum: Bu tartışma bizim gerçekliğimiz değil. Doğu Avrupa ve Batı Avrupa’nın sorunları bile çok farklı zira. Neyi, nereye, nasıl uyduruyoruz? Bunu biraz karşılıklı deneyim paylaşımına evirmek gerekiyor. Çünkü ülkeler, gerçeklikleri ne olursa olsun belli bazı virajlardan mutlaka geçiyor.

Ben seçim konuşmamda Kaos GL ile öğrendiğim kriz yönetiminden, Onur Yürüyüşü’ne saldırılara karşı nasıl mücadele alanları yarattığımızı, yürüyüşlerle nasıl dayanıştığımızı ve bununla ilgili bilgi paylaşımı yapabileceğimi söyledim. Bir örgüt de buna karşı Avrupa Konseyi’nde bunların konuşulabileceğini, meseleye başka yönlerden bakılabileceğini paylaştı, ben de onları dinledim.

Tabi ki biz Kaos GL olarak ülkenin gerçekliğini göz önünde bulundurarak çalışıyoruz. Ama uluslararası bağlamda dayanışmanın çok önemli olduğunu da kriz anlarında çok net görüyoruz. Bu söylemleri dikkate alıp, uluslararası dayanışmadan maksimum faydalanmak gerekiyor.

hakan-iglyo-yk-2

Türkiye için LGBTİ hareketi açısından Avrupa’dan “20 yıl geride” mitlerini duyuyoruz. Yani en azından ben mit olarak görüyorum. Mesela bir 20 yıl sonra Türkiye, bugünün İngilteresiyle aynı yerde olacak gibi söylemler ortaya çıkıyor. Belli virajlardan söz ettik ya, tüm ülkeler bu hareketi aynı şekilde mi deneyimliyor, zaman konusu hepsinde stabil mi ilerliyor? Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Avrupa görmüş insansın sonuçta diyormuşum… 🙂

Tabi ki hayır. Biz önce Avrupa’daki sonra Türkiye’deki harekete bakacak olursak evet bir geç kalınmışlık olduğunu söyleyebiliriz ama Türkiye’nin gerçekliğini yine göz önünde bulundurmak gerek. Ben 80’lerin sonu 90’ların başında Türkiye’de hareketin inşasında eli olanların toplumsal gerçekliği gözederek doğru ve yerinde manevralar yaptığına inanıyorum.

Bu söylem üzerinden 20 sene önce İngiltere 90’lardaydı aslında ve 90’larla bugünün toplumsal olayları bir değil. Bu yüzden 20 yıl geride gibi bir söylem gerçeklik taşımıyor. Öte yandan bizim 2000’lerin sonunda ivme kazanmamız bugünün şartlarına bakınca ne 6-7 yılda ne kadar güçlü gittiğimizi de gösteriyor. Türkiye’deki hareketin kazandığı ivme de bu süreyi belirleyecek olan.

Ben de senin gibi düşünüyorum aslında. Misal hukuki boyutta olmasa da Türkiye’deki hareketin sosyal izolasyon açısından hızlı ilerlediğini ve meselenin farkındalık boyutunda geniş halkalara yayıldığını görebiliyoruz. Geride olma mevzusu tartışılırken, hareketin farklı alanları olduğunu göz önünde bulundurmak ve bu alanları kendi başlarına da değerlendirebilmek gerekiyor.

Evet evet… Biz yasal düzlemde taleplerimizin karşılığını henüz görmesek de sosyal açıdan büyük bir değişim olduğunu görmemek mümkün değil. Yasal düzlem için mücadeleye devam ederken ne taleplerimize olan desteğin aslında bu sosyal izolasyonun da bir örneği olarak ortaya çıktığının farkında olmak gerek.

Bence bu noktada medya değişimiyle büyük örnekler koyuyor ortaya. Misal eskiden Türkiye’nin megastarı olarak anılan Tarkan’ı muhabirler yol ortasında durdurup “Gey misiniz?” diye sorma hakkını kendilerinde buluyorlardı. Ve bu saf bir öğrenme çabası değildi bilakis Tarkan’dan “tabi ki değilim” cevabını beklemekle alâkalıydı. Ya da Medyum Memiş’in Medyum Keto’ya “senin hakkında şöyle böyle diyorlar” dedi diye uyguladığı şiddeti televizyonlar da överek gösteriyorlardı. Bu örnekleri veriyorum çünkü LGBTİ konusunu ya inkar ya şiddetle anan medya bugün 10 saniye de olsa Onur Yürüyüşleri’nin haberini yapıyor.

Evet en büyük değişimi medyada görmek mümkün. Biraz popülerlikle alâkası olsa da iyi örnekleri verebiliyor olması, trans sanatçılarla cinsel kimliğe yönelik röportajlar yapılabiliyor olmasını önemli buluyorum ben de. Bunun yanında “değilim ama LGBTİ+ olmak da kötü bir şey değil” cevapları.

IGLYO’ya geri dönmek gerekirse… IGLYO bir gençlik örgütü ve bizim öğrenci gruplarını yönlendirebiliyor olmamız çok önemli. Özellikle 2013’ten beri LGBTİ öğrenci grupları artış gösterdi ve gençler hareketi bir yandan sahiplenmeye başladılar.

Kesinlikle öyle. Gençlik örgütlerinin artışı hareketi zaten Türkiye’deki harekete daha kuvvetli bir ivme kazandırdı. Hareketin ceremesi tamamıyla derneklerin üstünde olmaktan çıktı başka bir ifadeyle. Bir gençlik örgütü de artık kendi pratiğini yaratabiliyor ve gençlik kendi sorunlarını merkeze alarak onun çözümü için uğraşabiliyor.

Hareketin aktif gençlik kolları olması çok önemli, çünkü bazen şunu da görebiliyoruz: 20 sene önce genç LGBTİ olmakla bugün genç LGBTİ olmak arasında uçurumlar var. Sadece o zamanın genç lubunyalarından deneyim dinlemek, 20 sene öncesine göre gençlik mücadelesi örmek ve yolu ona göre şekillendirmek yani bugünden uzaklaşmak, asıl geriden gelmenin bir örneği olurdu herhalde diye düşünüyorum. Tabi burada kastım geçmiş geçmişte kaldı, oradan bir ders çıkaramayız değil bilakis geçmişle bugünü karşılaştırıp gelişimi göz önünde bulundurarak güncel pratikler elde edebiliyor olmak.

İşte tam bu noktada IGLYO gibi örgütlere katılım göstermek bir kez daha önemli oluyor. Türkiye’nin kendi içinde bile şehirden şehire değişen deneyimler varken işte örneğin Manisa İzmir’deki genç hareketten güç bulup kendi toplamını yaratabiliyorken deneyim paylaşımlarıyla, bunun uluslararası bazda yapılabilecek özgür ve açık bir alanın olması çok değerli. Ben kesinlikle IGLYO’ya Türkiye’den katılımın 3 örgüt olarak kalmaması taraftarıyım. Ne kadar çok örgüt olursak gerçekliğimizi o kadar ortaya koyabiliriz. Tüm genç grupları da buradan IGLYO’ya katılmaya davet ediyorum.

Gözde Demirbilek

Kaos GL

Yorum Yaz