Yiğit Karaahmet Yazdı: “Oradaydım”

 Yiğit Karaahmet Yazdı: “Oradaydım”
Digiqole ad

Geçen pazar Türkiye devleti, mazisi 13 yıla dayanan LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne ilk kez polis kuvvetleriyle saldırıda bulundu. Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’ne çıkan tüm sokaklar çevik kuvvet tarafından tutuldu. Caddeye çıkan eylemcilere biber gazı ve plastik mermiyle saldıran polis, TOMA’lardan sıkılan tazyikli sularla kalabalığı dağıtmaya çalıştı. Tamamen barışçıl ve anayasal protesto haklarını kullanmak isteyen kesin sayısı tam olarak bilinmese de 100 bine yaklaştığı tahmin edilen topluluk engellenmeye çalışıldı.

Yürüyüşün başından beri oradaydım.

Yaşanan tüm bu usulsüzlükleri, hak ihlallerini, polisle yaşanan pazarlıkları bire bir görme fırsatım oldu.

Onur Yürüyüşü’ne geldiğim gayet belli olan kıyafetimle daha ilk adımımda caddeye çıkmama izin verilmedi (Merak edenler için söyleyeyim Selim Baklacı imzalı özel dikim harika bir mayo ve ipek sabahlık giymiştim).

Cadde üzerinde defalarca polis tarafından tartaklandım, etlerimi mıncıra mıncıra beni caddeden atmaya çalıştılar. Yaklaşık dört kere falan gözaltına alınmaya çalışıldım. Hepsinden öte ‘güvenliği sağlamak’ için orada bulunan yüce Türk polisinin iğrenç bakışlarına, laf atmalarına, birbirlerini dürte dürte beni işaret etmesine ve sözlü tacizine maruz kaldım. Gözlerindeki nefreti, her hücrelerine işlemiş olan cehaletlerini ve vahşiliklerini yaşama fırsatım oldu.

Tüm bunları üzgün olduğum ya da şikâyet etmek istediğim için yazmıyorum. Bütün bunları bu insanların nasıl karakterde olduklarını tarihe bir kere daha not düşmek için yazıyorum.

Tarihe not: İyi polis ya da kötü polis diye bir şey yoktur. Tüm polisler kötüdür.

Bu olaylar sırasında tek kaybım haftalardır hazırladığım kıyafetimi 100 bin kişilik kalabalığa gösterememek olurken çok önemli bir şey kazandığımı düşünüyorum. Sıcak protestoların içinde olmak en büyük kazanımım oldu.

Sadece ben değil, o caddeye haklarını haykırmak için gelmiş arkadaşlarımın hiçbirinin polis karşısında yenik düşmüş olduğunu düşünmüyorum. Bence bu olaylarla LGBT hareket seneler sonra kaybettiği dinamizmi tekrar yakaladı.

Bir kere öyle ya da böyle az sayıda da olsa yürümeyi ve Tünel Meydanı’nda basın açıklaması okumayı başardık.

Durduramadılar. İzin vermek zorunda kaldılar.

Çünkü hiç kimse toplu bir karar alınmadan kendi bireysel inisiyatifini kullanarak meydanları, sokakları terk etmedi. Eyleme ve direnişe devam etti.

Dağılmamamız ve direnişe devam etmemiz pazarlık masasında elimizdeki en büyük koz oldu. O kalabalığı gazla, mermiyle, suyla dağıtamayacaklarını anladıkları anda izin vermeleri gerektiğini biliyorlardı. İlk başta sadece 100 kişinin basın açıklaması okumasına izin verildi, o 100 kişilik kalabalık arta arta sayısı binlere ulaşarak Tünel Meydanı’na ulaştı.

Tüm karmaşaya, tacize, moral bozukluğuna rağmen Tünel’e doğru ilerlerken geriye dönüp baktığında gökkuşağı bayraklarını sallayarak gelen binlerce insanı görmek, yalnız olmadığını bilmek… İşte o an her şeye değerdi.

Bu ülke benim gibi apolitik bir insandan kendi çapında politize bir birey yaratmıştı. Şimdi yine aynı ben, hayatı boyunca hiçbir şekilde aktvizmin kıyısından bile geçmemiş ben, 2015 Onur Yürüyüşü’nden sonra aktivist derneklerle işbirliği içinde olmaya karar verdim.

Bu yürüyüşten sonra her şey daha farklı olacak. Artık pek çoğumuz haklarımızı aramak için örgütleneceğiz.

İşte şimdi korkun bizden. Gidin daha çok gaz alın, daha çok mermi alın, daha çok polisi iki bin lira maaşla kendinize bağlamaya çalışın.

Ama kötü bir haberim var. Kazanamayacaksınız.

Susturamayacaksınız transların haklı yaşam çığlığını… Durduramayacaksınız ibnelerin gümbür gümbür gelen ayak seslerini…

Her şeyin sonunda göreceksiniz ki aşk kazanacak.

Yaşasın örgütlü ve bağımsız mücadelemiz, yaşasın eşcinsel aşk.

Öneriler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

0 Paylaşımlar
Paylaş
Tweetle
Paylaş
Pin