Güzel, Edepsiz ve Zengin

 Güzel, Edepsiz ve Zengin
Digiqole ad

Gerçekten şunu kabullenmek lazım, star olunmuyor, doğuluyor. Belki nasıl bir ailede doğacağımızı, bizi kimlerin yetiştireceğini tayin edemiyoruz ama kaderimiz bir şekilde elimizde şekilleniyor. Kimimiz saygı ve sevgiyi doğal yollardan ararken, kimimiz de beğenilme ve takdir edebilme duygusunu ışıklı bir disco topunun altında buluyoruz. Onlardan biri de Gaga.

Parayla değil ama bir şey olmak konusunda kafayı tamamen çalıştırmış bu hatun, gerçek bir üretim atölyesi. Farklı bir şey üretmenin ötesinde, farkındalık yaratmak bu olsa gerek. Aldığı piyano derslerinin yararını burada görüyoruz. Aynı piyano resitalini, gezi olaylarında, gaz müdahalesinden kaçmak için Divan’a sığınıp piyano çalan eylemcilerde de gördük. Demek burjuvazi çokça yol kat etmiş.

Gey aktivist olduğum zamanlarda, 1 Mayıs alanları kamusal alanlara açılmamız için bir araçtı. Aynı alanı kullanan “ufak” gruplar da vardı. Bunlar genellikle sanat üretmek için sendikalaşma yolunu seçmiş, seçkincilikten uzak, emekçi çocuklardı. O an anladım ki devrim denen şey ancak böyle anlam kazanacaktı. Hangi sınıf ya da etnik kökene bağlı olsak da sanatın bir dalında kendimizi var etmek, emek-sermaye çelişkisinde bize yardım edecekti.

Gaga gibi İtalyan asıllı beyaz, orta sınıf bir Manhattanlı için durumun aynı olduğu düşüncesindeyim. Babasının küçük şımarık kızı olmaktan silkinip gerçek bir “vatandaş” olmaya çalışmanın verdiği mücadele, şov dünyasında kendini kabullendirme çabasına dönüşmüştü. En önemlisi de bu çabaya gösterdiği vefaydı. Başlangıçta bir “pr” çalışması olarak değerlendirilse de katıldığı her ödül töreninde LGBT camiaya minnet borcunu ödemeyi bilen bir vefa.

Gençliğiyle dalga geçilmesine rağmen, onu kimlerin var ettiğini unutmayacak kadar zeki ve olgun bu duruşu, sanırım yaşıtlarının hatta önceki nesline bir gönderme şekli. Unutmamak gerek ki Donna Summer gibi bir disco kraliçesini tahtından indiren 80’lerin pop kültürü değil, Aids’in yayılma sürecinde gey camiayı hedef gösteren açıklamalarıydı. Hoş ben Donna ablayı hiçbir zaman gönlümden silip atmadım. Yaptığı gafın farkında olup, gittiği yerde huzur içinde yatması hepimiz için önemli.

Esinlendiği sanatçılar arasında Madonna ve David Bowie’nin oluşuysa hiç şaşılası değil. Madonna’nın da Cher’den etkilendiğini düşünürsek, lineer anlamda doğru bir yolda diyebiliriz Gaga için. Her ne kadar bunların doğru olduğunu varsaysak da ben O’nun bir Michael Jackson ve Elton John bileşimi olduğunu düşünüyorum. Özellikle namı değer “sir”ün piyanoyla olan bağını düşünürsek, Gaga’nın şarkılarındaki melodik ışıltıyı ve pop’un kralının dâhice geliştirdiği müzikten ilhamı, kendisinin olmazı başarmasında bir kimya oluşturmuş. Bu kimyanın oluşmasında Queen grubunun efsanevi solisti Freddie Mercury’ün payını unutmamak lazım. Sanırım gey camiaya ve piyanoya bağlılığının gelişmesi buna bağlı. Ayrıca isminin bir Queen şarkısına gönderme içermesi, isim annelerine (John Deacon, Brian May, Roger Taylor ve Freddie Mercury) duyduğu hayranlığın bir başka göstergesi.

Hâl böyleyken onu dinlerken “sadece dans etmek”, bunun sonucunda “kötü bir aşka” tutulmak, hatta bir “paparazzi” ordusuyla boğuşup, “telefona” sarılmak ve es kaza adı “alejandro” olan biriyle kırıştırırken alabildiğine “güzel, edepsiz ve zengin” olmak işten bile değil! Ee ne de olsa biz “bu şekilde doğmuşuz bebeğim” 😉

Öneriler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

0 Paylaşımlar
Paylaş
Tweetle
Paylaş
Pin