Dünya Köşe Yazıları

‘Zengin Gayler vs Fakir Gayler: LGBT Topluluğundaki Gerçek Uçurum’

GMag
Yazar: GMag

Baskıdan kaçmak için yeterli finansal imkanlara sahip olanlar eşitliğe daha kolay ulaşıyorlar diyor Leon Fleming makalesinde.

Makale ilk olarak 2017 yılının ağustos ayında Attitude dergisinin 286’ncı sayısında yayınlandı.

Güneş parıldıyor ve alışveriş yaparak kafamdaki kara bulutları dağıtmaya çalışıyorum. Hollister ya da Abercrombie & Fitch mağazalarından birine gitmiş felekten bir gün çalıyorum, zira eşcinsel bir erkek olarak tabii ki bir tişörte 50 sterlinden fazlasını verecek değilim. Belki cilt bakımı yaptırırım. Ben eşcinselim, hayatım masraf! Bu sizin gerçeklik algınızı yansıtsın ya da yansıtmasın, eşit haklarla dolu bu yeni dünyamızda “gay” denince ana akım medyanın onayladığı bu imaj karşımıza çıkıyor. Ve LGBT+ medyanın da bunun aksini ispatlamak için yaptığı pek bir şey olduğu da söylenemez.

Her şey “pink pound (pembe para/eşcinsel insanların alım gücü)” ile alakalı, yani eşcinsel erkeklerin sahip olması gereken harcanabilir gelir anlamına gelen eski bir pazarlama terimi. Bir zamanlar bizden nefret ediliyordu, oysa şimdi dünya tersine döndü çünkü iş dünyası bizlerin ne kadar muhteşem müşteriler olduğumuzun farkına vardı. Kimse bizim eşit hakları hak etmediğimizi söyleyemez zira bizler bunun bedelini ödedik; hem de sadece kan ve terle değil, peşin parayla da.

Heteroseksüel merkezli bir dünyada yaşadığımız için birçoğumuz kaçma kararı alıyoruz, doğrudur. Bu da genelde iyi bir eğitim alıp, medya, moda, finans ya da tasarım dünyasındaki o üst düzey işleri kapmak anlamına geliyor ki böylece Billy Elliot gibi olup bizden nefret edenleri ardımızda bırakabiliyoruz.

Bu makul bir durum ancak çoğunlukla acılı bir süreçten geçiyorsunuz. Sonunda o lüks dairenize, o şaşaalı hayat tarzına kavuştuğunuz zaman heteroseksüel dünya birden cinsel yöneliminizi görmezden gelmeye başlıyor. Ancak bir de bakmışsınız ki sağılacak ineklere dönmüşsünüz ve iş dünyası tepenizde esip gürlüyor. Gerçi hepimiz de kaçıp gidemiyoruz, değil mi?

Kaçıp gidemeyenlerimiz ise boyuna koşup hiçbir şeye ulaşamıyorlar. Hepimizin büyük paralar kazandığı bir işi olmuyor. Greggs’de, fabrikalarda, mağazalarda çalışıyoruz, seks işçiliği yapıyoruz. Ya da işsiziz; bazılarımız bizden nefret eden bir dünyada büyümek zorunda kaldıkları için akıl hastalıklarıyla mücadele etmek zorunda. Cüzdanlarımız “pembe para” ile dolup taşmıyor ne yazık ki. Bu yüzden de kendimizi cinsel kimliklerimizin pek de kabul görmediği, farklı olmanın halen çok tehlikeli olduğu yerlerde bulabiliyoruz. O şaşaalı gay “mükemmelliği” fikrinden ve o çok arzulanan hayat tarzından yıllar önce vazgeçtim. Ayrımcılıkla ilgili yaşadığımız ortak tecrübelerin diğer tüm koşulların üstesinden gelerek bizi bir araya getireceğini ve dayanışma havasına sokacağını düşünmek hoş olurdu. Ama tabii bu fazla iyimser bir bakış açısı. Sorarım size, kaç kez refah düzeyi yüksek bir arkadaşınızın doğum günü kutlamasına sırf şık bir yemekten sonra gelecek hesabı ödeyemeyeceğiniz için katılamamak durumunda kaldınız?

Görünen o ki topluluğumuzda ekonomik olarak uçlarda yaşayan kişiler aynı zamanda topluluğumuzun da uçlarında yaşıyor. İki seçeneğiniz var: ya kredi kartına yüklenip faturaları ödeyememek pahasına o özel tasarım kıyafetleri satın alın, “gerçek gay” görüntünüzü koruyun ve eşitlik algımıza uyan o hayat tarzını yaşayın ya da bizden önceki nesiller gibi kısmi inzivada yaşayın, modaya uygun cinsel kimliğimizce karşılanan avantajlardan mahrum yarı-gay hayatı sunan daha az ayrıcalıklı şehirleri ve kasabaları terk etme imkânınız olmasın. Aylık geliri 40 bin sterlin ve üzeri olanlar eşit haklara daha kolay erişebildiği sürece geri kalanlar eşit haklara asla tamamen erişemeyecekler; bu çok tehlikeli bir durum. İngiltere’de zengin kesim ve daha az varlıklı kesim arasında bir uçurum oluşmaya başlıyor.

OK_Jel_AnaBanner

Yorum Yaz